Profile**.·´¯`·»«* MÜ'MİNLER KA...PhotosBlogLists Tools Help

Blog


    February 03

    ARKADAŞLAR

     

     
     
     
    MAZLUM ÜMMET İÇİN!!!
    Elleri duaya, dilleri zikire çağırıyoruz…!

    Image


    Zikrullah ile, La İlahe İllallah lafzı ile Rabbimize yaklaşan yüreklerimizi, bir avuç dua ile yine kendisine sunmaya ne dersiniz?

    February 01

    **.·´¯`·»«* Günah işlemekten çok kork! *»«´¯`·.**

     

    ATESE DAYANABILECEGIN KADAR GÜNAH ISLE !!

                      

    Cennet ve Cehennem 

     

    Şü

    phesiz ki, kıyamette yollar ayrılacak insanların bir

    grubu Cennet’e, di

    ğer bir grubu da Cehennem’e gidecek cennet

    ve cehennem yarat

    ılmış olup şu anda mevcutturlar. Hazreti

    Adem cennetten kovulmu

    ş, Kur’an’daki

    (viddet lil kafirin - kafirler için haz

    ırlandı” veya

    “muttakiler için haz

    ırlandı” gibi lafızlar Cennet ve

    Cehennem’in halihaz

    ırda mevcut olduğunu gösterir. Bu

    noktada mirac hadisinin de ayr

    ı bir yeri vardır.

    “Cennette yüz derece vard

    ır. Her derecenin arası sema ile

    arz

    ın arası gibidir. Firdevs en yüksek derecedir. Onda dört

    cennetin nehirleri f

    ışkırır. (Firdevsin) üstünde de Rahman’ın

    ar

    şı bulunur. Allah’tan isterken firdevsi isteyiniz.” (Tirmizi-2533)

    Cennetin Kap

    ıları:

    “Cennette sekiz kap

    ı vardır. Onlardan birine reyyan

    denilir. Oruçlulardan ba

    şkası giremez.” (Buhari-2084, Müslim-1152)

    Ahmet bin Hanbel, Muaz bin Cebel’den nakleder:

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Cennetin anahtar

    ı

    Allah’tan ba

    şka ilah olmadığına şehadet etmektir.” buyuruyor.

    Gölgeler:

    S

    ıcağın alnında yanan bir kişi için rahatlığı ne ile

    anlatabilirsiniz? Ona serin bir gölgelikten bahsedersiniz.

    Şö

    yle yüksek bir yerde rüzgarın hafif estiği söğüt ağacının altı

    gibi kutuplarda titreyen bir müslümana serin bir yerden

    bahsetsen belki dinlemez bile. Rahmetin lapa lapa kar gibi

    ya

    ğdığını bahsetseniz, bizler için bir anlamı olabilir ama

    Afrika’da ya

    şayanlara rahmet sağanak halde inen bir yağmur

    gibi anlat

    ılırsa kulaklar kabarır.

    “Önceki resullerden sana bahsettiklerimiz oldu

    ğu

    gibi, bahsetmediklerimizde oldu.” (Nisa, 164)

    Kur’an’da bahseden 25 Peygaberden önce de Peygamberler

    indi. Çin’e, Endenozya’ya, uzaklardaki bir adaya gidip

    görülme imkan

    ı bulunmayan ülkelerdeki

    Peygamberlerden bahsetmek, belki dinleyenler için bir

    ütopyadan ileri gitmeyebilirdi. Ama bir

    İbrahim (a.s.),

    İ

    smail (a.s.), İshak (a.s.), Musa (a.s.), Süleyman (a.s.),

    Yakub (a.s.)... Ortado

    ğu’ya gidip bu insanların yaşadıkları

    yerleri, yapt

    ıkları binaları görmek mümkün. Muhatabımıza

    anlat

    ılan şeylerin umumun ve onun aklına uygun olması,

    akl

    ından uzak olsa da diğer gerçeklerin varlığı onu

    inanmaya itecektir.

    Bizler, Türkçe’de güzel ve iri gözü temsil için “s

    ıpa gözlü”

    tabirini kullan

    ırız. Belki de adada yaşayıp balıılıkla geçinen

    bir toplum için “uskumru gibi bir göz” makbuldur velhas

    ıl...

    Hadislerde: “Hiçbir gözün görmedi

    ği, hiçbir kulağın duymadığı

    ve hiçbir kalbin (akl

    ın)de tasavvur edemeyeceği” bir

    cennet insanlara anlat

    ılır. Belki de cennette ifade edilen

    külgeler, meyveler,

    ırmaklar ve huriler bizlerin bu dünyadaki

    zevk anlay

    ışımız bunlar olduğu için temsil edilmiştir.

    Evet cennet vard

    ır.

    Evet

    ırmaklar, külgeler, huriler vardır, ama biz bunların

    keyfiyetini idrak edemeyiz. Bekleyip görece

    ğiz inşaallah.

    “Kimin kalbinde zerre kadar iman varsa

    cennete girecektir.” (Buhari-ilim)

    Ş

    u kesindir ki: “Razı oldunuz mu (kullarım)?” diye sual

    buyurunca, cennet ehli: “Hiçbir yaratt

    ığına vermediğin şeyleri

    bize verdin. Bizlere ne oluyor da raz

    ı olmayalım.”

    diyecekler. (Buhari-6183, Müslim-2829)

    Cennet ehli yiyecek, içecek ama tuvalet ihtiyac

    ı olmayacak.

    Bunlar misk kokusu gibi bir koku ile vücuttan ç

    ıkacak.

    Cennet, güzel hurilerinden tek bir tanesi yeryüzüne indirilse yer

    ve sema onun

    ışığıyla aydınlanıp, onun güzel kokusuyla

    dolacak (Buhari ve Müslim). Unutmay

    ın ne kadar

    güzel dü

    şünürseniz düşünün, hiç bir kalp onu

    tasavvur edemeyecek.

    Yedi adet (kat) cennet vard

    ır. Firdevs, Adn, Huld, Naim,

    Me’va, Darusselam, Darulcelal. Baz

    ıları ise dört tane

    oldu

    ğunu, bazısının bazısına bağlantısı olduğunu söyledi.

    Emekli ve ihtiyarlar

    ın cennete giremeyeceğini de

    unutmayal

    ım. Çünkü kaç yaşında olursanız olun orada otuz

    ya

    ş civarında, güzel, has, parlak bir cemalde olacağız.

    Hepimizi Alacak m

    ı?

    Geçmi

    ş insanlara nazaran kıyamete daha yakın olduğumuzu,

    ş

    u zamanlarda insan, çevresindeki İslam düşmanlarına

    bak

    ıp, “cehennem bunlar ve bunlardan önceki Firavunlar,

    Nemrutlar ve ate

    şe lâyık olan herkes cehenneme sığacak mı”

    diye dü

    şünürken, Hazreti Allah cehenneme sorar:

    “Doldun mu?” (helimtele’ti). Cehennem cevaben:

    “Daha var m

    ı ya Rab?” (hel min mezid) diyecek.

    Mustazaflar, üzülmeyiniz cehennem pek geniş.

    Ate

    ş:

    Dünya ate

    şi gibi bir ateş değil. Bin sene kızartılmış, bin

    sene beyazlam

    ış ve bin sene de kararmış bir ateş

    (hadislerdeki tabir). Kafiri s

    ıkıca saracak bir azap.

    Allah’

    ın, zalimi zulmuyle bırakması makul müdür?

    Buhari, Müslim ve Tirmizi rivayetinde Numan bin

    Be

    şir Efendimizden şöyle duyduğunu söyler:

    “K

    ıyamet gününde ateş ehlinden bir insan için en hafif

    azap topuklar

    ına konan ufak bir parça ateşten dolayı

    beyninin kanamas

    ı.” İçecek olan irin, kan vesair

    şeylerden bahsetmeye tahammülüm kalmadı.

    Cebinde ta

    şıdığı çakmakla bir haram gördüğünde elinin altına

    tutup pek de s

    ıcakmış diye haramdan imtina eden akıllı

    insanlar gördüm.

    İnsan bütün ciddiyetiyle kendini

    haramlardan muhafaza etmeye çal

    ışmalıdır. Zira bu işin şakası yok.

    Ölen Çocuklar:

    Müslümanlar

    ın büluğa ermeden ölen çocuklarının cennete

    girece

    ği, cehennemi görmeyeceği söylenilir. Zirâ onlar

    mükellef de

    ğildirler. Kafirlerin büluğa ermeden ölen

    çocuklar

    ı konusunda ise uzun tartışmalar olmutur.

    En iyi hüküm veren ise Hazreti Allah’t

    ır.

    Ar

    ş:

    Büyük bir cisimdir ve Allah’

    ın yaratması ile var olmuştur.

    Üzerine oturmak için yarat

    ılmamıştır.

    “Ve o ar

    şı azimin de rabbidir.” Keyfiyetini en iyi yaratan bilir.

    Kürsü:

    Büyük bir cisimdir. Ama ar

    ş kadar büyük değildir. Kürsi de

    üzerine oturulmak için yarat

    ılmamıştır. Keyfiyetini en iyi Yaratan bilir.

    Kalem:

    Allah’

    ın yarattığı diğer bir cisimdir. İbni Abbas

    (Allah ondan raz

    ı olsun) der ki: “Allah ilk önce kalemi yaratmış

    ve ‘yaz’ demi

    ştir. ‘Ne yazayım’ sorusuna ‘kaderi yaz’ denilmiş

    ve kalem k

    ıyamete kadar olacak şeyleri yazmıştır.” “Nun, kaleme

    ve yazd

    ıklarına yemin olsun.”

    Levh:

    Allah’

    ın yarattığı bir cisimdir ki, kalem ona, Allah’ın

    kudretiyle meleklerin vas

    ıtası olmadan yazar. Keyfiyetini en iyi

    bilen O’dur.

    Allah Azze ve Celle, Cenneti, cehennemi ar

    şı kürsüyü, kalemi,

    levhi ihtiyac

    ı olduğu için yaratmamıştır. Muhakkak ki, onun

    hiçbir

    şeye ihtiyacı olmadığı gibi herşeyin de ona ihtiyacı

    vard

    ır. Bunları yaratmasının sebebini ise en iyi Yaratan bilir.

    Ey kulu olmakla iftihar etti

    ğimiz Rabbim! Görmediğimiz

    halde Senin ve elçinin bize bildirmesinden dolay

    ı

    cennete, cehenneme levh’e, ar

    şa, kürsüye, kaleme tam bir

    kalp mutmainli

    ği ile iman eyledik. Bizler,

    hakk

    ındaki rahmetinden de ümitvarız. Rahmetini bizden

    eksik eyleme. (Amin)

    December 29

    YÜREKTEN EDİLEN DUA

    Image Hosted by ImageShack.us

    Ey yerleri ve gökleri, daglari ve denizleri ile bütün kâinatin ve kâinatta bulanan bütün mevcûdâtin sahibi Yüce Rabbim! Huzuruna diz çöktüm, el açtim, boyun büküp Senden rahmet, Senden merhamet ve Senden lütuf ve ihsan dilemeye geldim... Bu âciz kulunun dualarini dergâh-i izzetinde kabul eyle.

    Ey her şeye kadir olan Rabb-i Rahimim!

    Ey ezel ve ebed sultâni Yüce Hâlikim!

    Senin dergâhindan daha büyük bir dergâh yok ki, oraya varayim...

    Senin huzurundan daha yüce huzur yok ki, oraya durayim...

    Ve Senin kapindan daha yüce kapi yok ki, onu çalayim...

    Çaresizim bîtabim, âciz ve perişanim.

    Yâ Erhâmerrahimin! Sana sigindim, Sana güvendim, sabir ve tevekkülle Sana yöneldim. Beni şaşirtma. Beni yanliş yol ve hareketlere sapmaktan muhafaza eyle. Şerden uzak, hayra yakin eyle, ALLAH'IM!

    Amin,Amin ,Amin.....

    December 20

    •·.·´¯`·.·• Birbirimizi Allah için sevelim olurmu? •·.·´¯`·.·•

      

    kardeslik.gif

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    “Rahman ve Rahim Olan Allahın Adıyla”
    Hamd Alemlerin Rabbı olan Allah’a Salat ve Selam onun Peygamberine âline ve ashabına olsun..


     sevgili kardeşler arkadaşlar sizlerden bir ricam olacak kıymetli dostlar.... birbirimizi sevelim ve sayalım abi kardeş ,anne baba gibi ama nerede o abiler o kardeşler o babalar ve anneler....??

     

     farklı düşünceler içerisinde olabiliriz ilim ögrenmek gayesinde degilmiyiz??amacımız ve gayemiz nedir? İslam sadece kardeşlige karşı barış ile yetinmemiş bunun yanında insanlığın mutluluğunu ve saadetini engelleyecek hertürlü şeyide yasaklamıştır. Örneğin cehalete karşı esenlik ve selamet istemiştir..

     

    . Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki; “İlim öğrenmek farzdır” Ve yine buyuruyor ki; “Öğrenen yada öğreten olmayan bizden değildir Allah şöyle buyuruyor; “Allahtan korkun, aranızı düzeltin.” ne anlatmak istedigimi düşünüpte cevap yorum yazmak size ait siz bilirsiniz ama son günlerde soguk bir hava esiyor bu ailede .....

     

    Hepimiz sevgi ve barışın var olduğu bir dünyayı istemekteyiz. Ancak bu barış ve sevgi insanın Rabbi ile olan bağının güçlülüğü ile ortaya çıkacaktır KARDEŞLER ARASINDA BİRBİRİYLE KONUŞMAYAN DARGIN OLAN KARDEŞLER OLABİLİR...

     

    Lütfen barışın ve imzanızı atın öyle bir imza olsunki bu bağı koparmasınlar ayırmasınlar degerli kardeşlerimiz..

    İnsanoğlu şehvetine ve enaniyetine esir olduğu sürece, gökler ötesinden gelen emir ve nehiyleri görmezlikten geldiği sürece, Hasta ve aç olanlara bakmadığı sürece, İlim ve adalete önem göstermediği sürece, İnsanlara sevgi ve muhabbetle yaklaşmadıkça gerçek barışın oluşması mümkün değildir.

     

    Ve bu sorumluluk başta burada önce site yöneticilerinin boynundandır Bu sorumluluk bizim sorumlulugumuz ve hepimizin sorumlulugudur Dikkat edelim yanlız kalmak ne kadar sıkıntılı ve acıdır paylaşmaya deger yanlarımız yokmu tabiiki var öyleyse kardeş olalım abi olalım anne olalım baba olalım sevgiyi saygıyı edeb_i unutmayalım söyleyecek lâf bulamıyordum...

     

    kendimizce 2 madde belirleyip uygulayalım ama lütfen canlar iyi ve güzel anlayışlı davranalım birbirimize...Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki; merhamet olunasınız» (Hucurat Suresi: 10) ayet-i kerimesini hayatıma tatbik etmek,ve de Rasulullah (SAV) efendimizin;

    «İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi de sevmedikçe gerçekten iman etmiş olamazsınız» (Buhari -Müslim) buyruğuna uymak için;
    Ağağıdaki şartları Allah (CC)'ın huzurunda kabul ediyor ve canla başla bu uğurda gayret göstereceğime SÖZ VERİYORUM.

    1.) Bütün Müslümanları; renk, dil, ırk, mezhep, tarikat, görüş, fırka ve düşünce farkı gözetmeksizin, Allah (CC) için SEVİYOR ve KARDEŞ OLARAK KABUL EDİYORUM.

    2.) Allah (CC)'ın Rahmetinin; birlikte, beraberlikte, birbirini sevip kardeş olmakta olduğu düstürundan hareketle; metod, yol, çalışma şekilleri farklı olsa da, benim gibi düşünmeyen müslüman kardeşlerime ENSAR ve MUHACİR KARDEŞLİĞİ SICAKLIĞIYLA davranacağımı TAAHHÜT EDİYORUM.
    Bu maddeleri uygulayıp diyebilelim Iraktaki,filistindeki,dünyadaki zulüm gören tüm kardeşlerimize Allah rızası için dua edelim onların gördükleri zulumleri Allah bize göstermesin inşallah amin...Birbirinizi sevmedikçe gerçekten İman etmiş olamazsınız...HAYDİ KOŞUN KARDEŞ BAGINI GÜÇLENDİRELİM


    Allah'ın Rahmeti ve Selami Üzerinize olsun

    SELAMETLE KALIN KARDEŞLERİM....

     Sayfamı       

    Dollar Car Rental Coupon

       kişi ziyaret etmiştir 

    BAŞÖRTÜSÜ ZULMÜ

    BAŞÖRTÜSÜ BELGESELİ

    video

    YERYÜZÜNDE BAŞÖRTÜSÜ ZULMÜ'nün SONA ERMESİ DİLEĞİ İLE...

    Ve Sizler...

    O gün ayetler, sizin omuzlarınızdan söz ediyordu..

    Başörtüsünü bir sancak gibi yapan Eliftiniz.

    İnce Ceylan derisinde, sülûs yazılarla, süslü ''Nur'' ayetlerinin şavkıydı dalgalanan..

    Üç küçük ağaç dallarını size dönüp çiçeğe döndü O gün.

    Rüzgar bazen pervaz ediyor, ince beyaz çiçeklerin arasından süzülüp, sizin başörtünüzde duruluyordu...

    Ve derken..

    Gökte, güneş gelip başınızın üstünde durdu..

    Hüznün şerefelerinde mavi ezan çiçekleri açıldı...

    Siz.. bir zulmün üzerine yürür gibi yürüdünüz..

    Siz.. ayetlerde omuzlarından söz edilenlersiniz

    Siz.. yeryüzünün bütün meydanlarında başörtüsünü birer sancak gibi taşıyanlarsınız..

    Siz.. iffet ve namus timsalleri...

    yeryüzünün zümrüt parıltılarısınız...

    Siz.. yeryüzüne sığmayan, iman çağlayanlarısınız..

    Ve Sizler BACILARIM..

    Başörtüsü için çile çeken, gözyaşı döken bacılarım...

    Allah yolunda her türlü tehdide, işkenceye, zulme göğüs geren, dövülen, horlanan..

    Sözlerinde, özlerinde gönüllerinde imanın nurunu dalgalandıran..

    Allah için, seherlerde kanlı gözyaşları arş-ı alaya dayanmış sizler...!

    BACILARIM... SİZLERE SELAM OLSUN!

    Ve sizler, öyle kimselersiniz ki;

    Allah ve Rasulünü dünyadan ve dünyadakilerden üstün tutanlarsınız...

    - Sizler Allah'tan ümit kesmeyenlersiniz..

    - Sizler Dertlerini sessiz-beyaz dilekçelerle Allah'a sunanlarsınız..

    - Sizler istediklerini yalnız ve yalnız Allah'tan isteyenlersiniz..

    Ve sizler..

    -Allah'ın mahşerdeki hesabını unutup, size alaylı gözlerle her türlü acımasızlığı yapanların yüzüne;

    Şanlı direnişinizi tokat gibi çarpan sümeyyelersiniz..

    SİZLERE SELAM OLSUN..

    Bakın! duyuyormusunuz..

    İşte ecdadın sitemkar sesleri

    Şanlı ecdadın mezarlarında kemikleri sızlıyor..

    Vatan için, millet için, bayrak için, Kur'an için, başörtüsü için, namus için can vermiş.. Şehit olmuş şanlı ecdad..

    Bizler, ümmetin erkekleri boynumuz eğik.. Ama onlar.. onlar medar-ı iftiharlarınız..

    Mezarlarında rahat uyumayan yüzbinlerce şehid'in al kanları..

    BACIM

    İnan ki, senin başörtünde gül bahçesine dönüşmüş..

    Onların kanları boşa akmamış..

    Onlar gül bahçelerini sulayan; Eyyub El-Ensariler, Ulubatlı Hasanlar, Sütçü imamlar, Akifler..

    Ey Sütçü imam.. İki bacımızın yaşmağını aldılar diye maraşı kana buladın..

    HEYHAT..!

    Gel görki, şimdi senin şuuruna ne kadarda da muhtacız..

    Hakkını helal et!

    Senin emanetine sahip çıkamadık..

    Senin huzurunda duracak yüzümüz yok..

    Bacılarımızın, kızlarımızın derdine derman olamadık..

    Onlar okumak istiyorlar..

    Ama gel görki senin torunlarını başörtülü diye sokmuyorlar okullarına..

    O gün fransız, ingiliz yunan dölleri;  Bayrağa, başörtüsüne, namusa el uzatıyordu..

    Bugün adı müslüman olan, Mehmetler, Ayşeler maalesef birer başörtüsü celladı kesilmişler..

    Başörtüsünü düşman bellemişler..

    BACIMIN İFFETİ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE..

    ACIRIM TÜKRÜĞE BİLLAHİ ! TÜKÜRSEM YÜZÜNE

    diyor merhum Akif

    Reziller görevlerini yapıyorlar..

    Peki ya bizler? Adı müslüman olan bizler..

    Lafı gelince mangalda kül bırakmayan bizler, üzerimize sanki ölü toprağı serpilmiş..

    Evlerimizdeki rahat koltuklarımızdan onların gözyaşlarını izliyoruz.

    utanmadan.. utanmadan..

    Ve SEN okula alınmayan, gözyaşları arş-ı alayı titreten BACIM.. BAKAMIYORUM YÜZÜNE.. UTANIYORUM..

    Sana karşı vazifemi yapamadım.. Beni affet..

    Biliyorum.. O her şeyin hesabının hakkıyla sorulduğu yerde, yakama yapışacaksın..

    sana diyecek sözüm yok.. Tükür.. Tükür yüzüme.. bacım..

    Tükür.. Tükür..

    Benim şahsımda adı erkek diye geçinenlerin hepsinin yüzüne tükür..!

    AH BACIM..

    Senin gözyaşlarını görecek gözlerimizin önünde, şimdi neler var neler..

    Paralar.. altınlar.. evler.. dünyalıklar..

    Senin yaşadıklarını hissedecek yüreğimizde öyle bir pas varki, kapkara..

    Kalplerimiz ise taş kesilmiş.. kaskatı olmuş..

    Ah BACIM ah..

    Sen yinede üzülme..

    Hergün beraber olduğun insanlar, hemde adı müslüman olan bunca insan,

    annen, baban, kardeşlerin, bizler, kısacası hepimiz..

    Bu kayıtsız hali, lakayıt hali, seni düşündürmesin.. ağlatmasın..

    Bizler vazifemizi yapamasakta sen yine de üzülme..!

    Ümitvar ol..

    BACIM..

    Unutma! tez geçer zulmün ezası. Sabretmeyi bileceksin tamam mı?

    * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

    Çevirmez ahını Allah öksüzün Pek basittir, devrilmesi köksüzün Her kim olsa haksızlığı haksızın Suratına çalacaksın tamam mı?

    * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

    Yolunuz her zaman Allah yoludur! Bu öyle bir çileki, kökü şehid kanıdır! Hak haklının en mukaddes malıdır. Vermezlerse alacaksın tamam mı?

    * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

    Yalana hayır, bu gerçeğe evet Mücadeleden yılma, kalsanda tek fert Birde ötesi var, buranın elbet, Nasıl olsa güleceksin... güleceksin... Güleceksin tamam mı? * * * * * * * * * * * * * * * * * * * ALLAHIM, Bizlere yüzümüz ağırtan böyle nesiller verdiğin için sana şükürler olsun..

    ALLAHIM, Ayakları senin davanda sabit olan bu güzide evlatları, bütün ümmeti muhammede ibret eyle, rehber eyle..

    ALLAHIM, Bütün bu yapılanlar, ümmetin dağınıklığından.. En kısa zamanda bütün müslümanlara, birbirini sevmeyi, birbirleriyle kardeş olmayı ve birleşme şuurunu nasip eyle..

    ALLAHIM sen Mevlamızsın.. Bizleri bağışla.. bizleri şuurlandır.. gözlerimizi aç.. kalplerimizi yumuşat.. ayaklarımızı kaydırma.. davamızda zafer nasip eyle..

    *********AMİN... AMİN... AMİN ********* 

    VEDA HUTBESİ


    Veda Hutbesi

    Bismillahirrahmanirrahim

    EY İNSANLAR!

    Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

    İNSANLAR!

    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


    ASHABIM!

    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


    ASHABIM!

    Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

    ASHABIM!

    Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


    İNSANLAR!

    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

    İNSANLAR!


    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

    hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


    MÜ'MİNLER!


    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

    MÜ'MİNLER!

    Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


    ASHABIM!

    Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

    İNSANLAR!

    Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

    İNSANLAR!

    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

    İNSANLAR!

    Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

    "-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

    Şahid ol yâ Rab!
     

    Şahid ol yâ Rab!

    Şahid ol yâ Rab!

     

    December 19

    NEFİS MÜCADALESİNE VARMISINIZ.

     

    Selamün aleyküm Değerli Kardeşlerim..

    Bir hadisi şerifinde Rasullullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur :"Hesaba çekilmeden evvel, nefsinizi hesaba çekin..

    Evet, zaman hızla akıp giderken hemen hemen günümüzün her saati dünyanin fani meşgaleleriyle harcanmaktadır. Dünyaya olan taalluk ve bağlılıgımız da ,aslı vazifemiz ve kutsi hizmetimizden bizleri sürekli alı koymaktadir. Bizler adeta koskoca bir hayati sadece nefsimiz için tüketip, dünyanın geçiciliğini düşünemez olduk.İstisnalar olmakla birlikte ne yazıkki pek çoğumuz bu durumdadır ...

    Böyle olduk da ne oldu? ..Bilmem ki, ne kazandık?
    Bugün Müslümanların içine düştükleri durumun altında yatan en önemli nedenlerden biri de bu değil midir? ..Bu kadar vahim bir durum karşısında bizler ne yapıyoruz?
    Islam adına koskoca ihmaller, tekasüller, gaflet ..

    Oyasa ki hayatın bütün bu fani meşgaleleri bizler için birer imtihandır...
    Bu durumu 1400 yıl önceden Rasulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bizlere bildirerek şöyle uyarıda bulunmuştur :
    Benden sonra üzerinize (gelmesinden) korktuğum şeylerden birisi de dünya güzellik ve zinetleri acil (ıp ahireti ihmal edecek kadar sizi oyala) masidir. (Buhari, Müslim)
    Evet, Rasulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu Hadisi Şerif 'le , bugünkü toplumsal yaşantımızın boyutunu ortaya koyarak, bu gerçeği apaçık açıklamıyor mu? Bunun için bir keder duymuyor muyuz?...

    Öyleyse, 14 asır evvel yaşanan asrı saadeti günümüz dünyasına yansıtarak geçmişten ders almalıyız.Nitekim yaşanan bu manevi boşluğun giderilmesi ancak kalbimizin gıdası , ruhumuzun ihtiyacı ve rahatı olan ibadetlere sarılmakla mümkündür.. Zira asrı saadeti, asrı saadet yapan, insanların mutlak manada Kur'an doğrultusundaki hareket etmeleri ile değerlendirilemez mi? ...

    Peki ya bizler ?..Hayatımızın hedefini, gayesini düşünmeyi vakit bulabiliyormuyuz?
    Yaşantımız, yaratılış gayemize uygunmudur, bunu hiç düşündük mü ?
    Mükellefiyetlerimizi, kulluk vazifelerimizi hakkıyla, eksiksiz olarak yerine getirebiliyormuyuz ? ..vicdanen rahat mıyız?

    Ecel aniden kapımızı calmadan böyle bir nefis muhasebesine varmiyiz? yoksa halimize sükut edip , böyle gelmiş böyle gidecek mi diyeceğiz ?

    Allah'a emanet olun...selam ve dua ile...

    December 15

    ALLAH'IM SANA ZATINA YAKIŞIR ŞEKİLDE HAMD EDERİZ.

    Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us

    ALLAH'IM SANA ZATINA YAKIŞIR ŞEKİLDE HAMD EDERİZ.

     

     

     

     

    Ey Rabbim!
    Sana zatının ululuğuna ve saltanatının yüceliğine yaraşır biçimde hamd ederim.
    Ey Rabbim!
    Sana zatının ululuğuna ve saltanatının yüceliğine yaraşır biçimde şükrederim.
    Allah'a hamd etmek, mü'min bir kulun Allah'ı anar-anmaz kalbinden taşan duygularının ifadesidir.
    Çünkü en başta bu kulun varoluşu bile yaratıcısına karşı hamd ve övgüyü gerektiren ilâhi bir lütuftur.
    Her an, her saniye ve her adım başında yüce Allah'ın sayısız nimeti ardarda sıralanmakta, birbirini izlemekte ve başta insan olmak üzere bütün yaratıkları kapsamına almaktadır.
    Bundan dolayı her işin başında ve sonunda Allah'a hamd etmek
    İslâm düşüncesinin temel kurallarından biridir;
    "O, kendisinden başka ilah olmayan Allah'tır.
     En başta da en sonda da hamd O'na mahsustur." (Kasas Suresi, 70)
     Allah'ın mümin kuluna karşı olan bağış ve fazileti o derece yüksektir ki, bu kul "Elhamdülillah (Hamd Allah'a mahsustur)" dediğinde, ona bütün ölçülere baskın gelen ağırlıkta sevap yazar.
    Nitekim Sünen-i ibn-i Mace'de, Abdullah bin Ömer'e dayanarak kaydedildiğine göre
    Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:
    "Allah'ın kullarından biri
    "Ya Rabbi, sana zatının ululuğuna, saltanatının yüceliğine yaraşır biçimde hamd ederim" dedi.
    Bu sözün değerini ölçemeyen kulun amellerini yazmakla görevli melekler ne yazacaklarını bilemediler.
    Bunun üzerine Allah'ın huzuruna çıkarak:
    "Ya Rabbi! Senin kullarından biri öyle bir söz söyledi ki,
    onu nasıl değerlendirip yazacağımızı bilemiyoruz" dediler.
    Yüce Allah, -kulunun ne dediğini daha iyi bildiği halde- meleklere:
    "Kulum ne dedi?" diye sordu.
    Melekler: "Ya Rabbi! O, `Ey Rabbim! Sana zatının ululuğuna ve saltanatının yüceliğine yaraşır biçimde hamd ederim' dedi" diye cevap verdiler.
    Bunun üzerine Allah o meleklere:
    "Kulumun o sözünü ağzından çıktığı gibi yazın.
    O sözün karşılığını, kulum kıyamet günü huzuruma geldiğinde bizzat ben kararlaştırıp veririm.." buyurdu

                                  

    December 11

    EY İNSAN!

    Image Hosted by ImageShack.us

                      

    EY İNSAN SAKIN ŞEYTANA NEFSİNE ALDANMA!

    Ey insan!
    Hergün ömür takviminden bir yaprak düşüyor.
    Fakat sen farkında değilsin.

    Her gün rızkın veriliyor.
    Fakat Allah’a şükretmiyorsun!
    .
    Ey insan!
    Sana her Allah’ın günü tarafımdan rızık gönderiliyor.
    Yine her gece, iyi bir melek, senin kötü amellerini bana getiriyor.

    Benim verdiğim rızkı yiyerek bana isyan ediyorsun.
    Dua ettiğin zaman, duanı kabul ediyorum.

    Benden sana hayır ulaşıyor.
    Senden bana ise kötü ameller geliyor.

    Ben ne güzel mevlayım,
    sen ise kötü bir kulsun!

    Ben senden utanıyorum
    fakat sen benden utanmıyorsun.

    İnsanlardan korkuyorsun da!
    benim öfke ve azabımdan emin mi oluyorsun
     

                  
                    

    Ey insan!


    Ey insan ben sizlerle azlıktan kurtulmak veya yalnızlığımı gidermek için sizi yaratmadım,

    Aciz olupta sizden yardım istiyor da değilim.

    Sizden bir menfaat isemediğim gibi bana gelebilecek bir zararı def edinde demiyorum.

    Ben sizleri ancak ve ancak bana ibadet etmeniz, çok çok şükretmeniz ve sabah akşam beni tesbih etmeniz için yarattım.

                        
     Ey insan!

    Allah-ü Teala şöyle buyurur.

    Ey İnsan! İyi biliniz ki boş ve abes yere yaratmadım.

    Başı boş olarak da yaratmadım.

    Yaptıklarınızdan habersiz de değilim.
     

    EY İNSAN!

    İş işten geçtide olduk farkında,
    Meğer yaşamakta bir sanat imiş.
    Ezildik, büzüldük felek çarkında,
    İş, uzun emelden feragat imiş.

    Hayal denizine gemiler saldık,
    Kara yaygılarda uykusuz kaldık,
    Dünya varlığından sanki ne aldık
    İşin başı SABIR VE KANAAT İMİŞ....

     

    EY İNSAN! DİKKAT ET!!!

    O, ALLAH Kİ, HANGİNİZİN DAHA GÜZEL DAVRANACAĞINI SINAMAK İÇİN ÖLÜMÜ VE HAYATI YARATMIŞTIR.

    O Kİ, BİRBİRİ İLE AHENKLİ YEDİ GÖĞÜ YARATMIŞTIR. ÇOK MERHAMETLİ OLAN ALLAH'IN YARATMASINDA HİÇ BİR KUSUR GÖREMEZSİN. GÖZÜNÜ ÇEVİRDE BİR BAK, BOZUKLUK GÖREBİLİYORMUSUN? BİR AKSAKLIK BULMAK İÇİN GÖZÜNÜ TEKRAR TEKRAR ÇEVİR BAK; AMA GÖZ UMDUĞUNU BULAMAYIP BİTKİN VE YORGUN DÜŞER

    ÜZERLERİNDE KANAT ÇIRPAN DİZİ DİZİ KUŞLARI GÖRMEZLER Mİ? ONLARI HAVADA RAHMAN OLAN ALLAH TAN BAŞKASI TUTMUYOR. DOĞRUSU O, HERŞEYİ GÖRENDİR.

    EY MUHAMMED ! DEKİ; "SİZİ YARATAN, SİZE KULAKLAR, GÖZLER VE KALPLER VEREN O'DUR. NE AZ ŞÜKREDİYORSUNUZ!!!" (MÜLK SURESİ)

     

     

    December 08

    AÇLIK VE SAVAŞ SON BULSUN

      
    GÖNÜLLER ALLAHA AÇIK,ELLER YARDIMA HAZIR OLSUN
     
     
     
     
     
     
    Image Hosted by ImageShack.usAÇLIK VE SAVAŞ SON BULSUNImage Hosted by ImageShack.us
     
     
     
    Esmâ-ül Hüsnâ ve Şerhi
     
    İÇİN BURAYA TIKLA
     
    Allah'ın 99 ismi.Anlamları için isimlerin üstüne tıklayın

          

     

    December 03

    Küçük hafız kız / Gerçek hikaye

     
                    

     

          

     

    "Azrail, söylediğinden de güzelmiş"

    İlkokulu bitirip kursa gelmişti. Ailesi kendi isteğiyle geldiğini söylemişti. Kayıt için adını sorduğumda: "Fatma", dedi. Hiç de çekinmeyen bir tavırla... Ve ekledi: "Eğer hafız yaptırmazsanız kayıt yaptırmak istemiyorum". Böyle tehdit edercesine konuşması onu yaşından daha olgun gösteriyordu. Tebessümle:"Korkmayın küçük hanım siz isteyin hafız da yaparız, hoca da..." O küçük gözlerinin içi parıldadı birden. Annesi: "-Hoca hanım kusuruna bakma hele sen, ille de hafız olcam der de başka bir şey demez. Bizim köyün hocasından duymuş. Peygamberimiz hafız olanlara cennette tac giydirilecek demiş herhalde. Siz daha iyi bilirsiniz ya köylü kafası, biz de bu kadar duyduk anladık. Bu da çocuk işte". "-Tabi teyze ne demek, keşke herkes sizin gibi duyduklarından etkilense de teslim olsa... Siz hiç merak etmeyin kızınız önce Allah'a sonra bize emanet." Kadıncağız elime yapıştı, öpecekken geri çektim, utandım. Tuttum, ben onun elini öptüm. Gözleri yaşardı. "-Hoca hanım bu eller, gözler hep günahlı, asıl sizinkiler öpülmeye layık". "-Estağfirullah teyze", dedim . O ahirette belli olur.

    Bu konuşmadan sonra kaydını yaptığımda Fatma'nın Erzurumlu olduğunu öğrendim. Bir an düşündüm. "Küçük nasıl kalacak bu kadar buralarda"... Zaman ilerledikce Fatma'nın edepli tavırları daha da çok etkiledi beni. Azimliydi. Geceleri uykusunun arasında ayetleri sayıklarken görüyordum çoğu kez. Böyle devam ederken arada bir bana gelip soru soruyordu. Bir gün: -"Hocam hafiz olmak için Kur'an'ı bitirmek mi lazım" diye sordu. Bende: -"Tabii ki hepsini ezberleyeceksin ki "hafız" adını alacaksın". Bu cevabıma çok üzülmüş gibiydi. Bir şey demek istiyordu sanki... Teşekkür etti ve döndü arkasına gitti. Derslerim arasında onlara sürekli Kur'an ezberlemekle işin bitmeyeceğini mutlaka içindekileri uygulamanın gerektiğini hatırlatıyordum. Talebelerden biri: -"Hocam" dedi. "Fatma'nin annesi ona abdestli olmayanın hafizlara dokunamayacağını söylemiş doğru mu?" diye sordu. Çok ilginç doğrusu. Maşallah dedim. "Osmanlı zamanında atalarımız Kur'an'a ve hafıza kıymet verdiklerinden öyle yaparmış" dedim. Çok hoşlarına gitmişti bu iş. Hepsi adeta kendilerini ulaşılması zor, kasa içindeki altın gibi görüyorlardı. "Görsünler" dedim içimden, bu yaşta buralara gelmişler. Allah'ın kelamını ezberliyorlar,onlara fazla görmem bunu.

    bu arada Fatma ara sıra rahatsızlanıyor ve revirde yatıyordu. Zaman geçtikçe Fatma'nın morali ve sağlığı daha da çok bozuluyordu. Bir gün dersini 2 kez aksatınca sordum. "Ne oldu yoksa anneni mi özledin?" -"Hayır", dedi. -"Neden moralin bozuk? Sık sık ta hasta oluyorsun" dedim. "-Yanlış anlamayın, inanın ki annemi özleyipte gitmek istediğim yok. Burayı çok seviyorum. Allah'ımdan çok korkuyorum. Buraları terk edersem bana ahirette hesabını sormaz mı? " Bir şey diyemedim. Suçlu bile hissettim kendimi. O küçük kalpte bu ne imandi Ya Rabbi! Onu hayranlıkla izliyordum. Bir gün çok rahatsızlandı. Doktora götürmek zorunda kaldık. Bir çok tahlillerden sonra arkadaşim olan doktor hanım: -"Hoca hanım derhal bu talebeyi ailesinin yanına gönder " dedi. Şaşkınlıkla:"Neden?" diye sordum. Bana: -"Belki üzülecek hatta inanmayacaksin ama, bu talebe "KANSER". Adeta başımdan aşaği kaynar sular dökülmüştü. Sanki her tarafımı şefkat sarmıştı. Hastahaneden ayrılırken Fatma'ya hiç bir şey diyemedim. Oysa anlamış gibi bana sorular sorup dikkatimi dağıtmaya çalışıyordu. Kulağıma egilerek "hocam" dedi. "Azrail insanların canını alırken nasıldır?" Ağlamamak için zor tutum kendimi: -"Güzel bir surettedir, mü'min kullara", dedim Sevindi, sanki mırıldandı: "-Belki hafız olamam ama Elhamdulillah mü'minim." diye. Şimdi anlamıştım, bana önceden sormuş olduğu soruyu. Demek ki hastalığını biliyordu. Hafız olmak için Kur'an'ı bitirmek gerektiğini söylediğimde neden üzüldüğünü şimdi anlamıştım.

    Bir kaç gün sonra eşyalarını hazırlamaya başladık. Çünkü dayanılmaz acılar içinde olduğunu görüyorduk. Evine gitmesi gerekiyordu. Ailesi geldi. Fatma yanıma gelerek: -"Bana kızmadınız değil mi? Eğer söyleseydim belki kursa almazdınız", -"Ne demek! nasıl kızarım sana: dedim. "Hem sonra, sakın üzülme hafızlığımı bitiremedim diye. Bu yola girdin ya, Rabbim seni hafızlar zümresinden yazmıştır inşallah", dedim, Öyle sevindi ki! sarıldı boynuma: -"Gerçekten ben şimdi hafız sayılırmıyım? Anne bak duydun değil mi?" Ya Rabbi bu ne aşktı. Rabbimin hikmeti tecelli etse de iyi olsaydı şu Fatma, ne güzel bir kul olurdu. Böylece Fatma'yı gözyaşları ile Erzurum'a uğurladık. Çok geçmedi. Bir iki hafta sonra ailesi ağırlaştığı haberini verdi. Bu bir iki hafta içinde ondan iki mektup almıştım. Bana hep hafızlık tacını merak ettiğini, rüyalarına bile girdiğini yazıyordu.
    Bir gün sabah namazından sonra telefon çaldı. Fatma'nin annesiydi karşımdaki ses. Ağlamaklı bir sesle:-"Hoca hanım Fatma'yı uğurladık. Rica etsem bir hatim okurmusunuz?" deyince ben de dayanamadım ağlamaya başladım. Annesi beni teselli edercesine telefonu kapatmadan: -"Size ölmeden önce şunu söylememi istedi", dedi. Hıçkırarak: "Anneciğim hocama söyle, Azrail söylediğinden de güzelmiş.". "Ey Rabbim; senin kelamın için yanıp tutuşan, yoluna yapışıp kelamına SIMSIKI sarılan kulunu, sen son nefesinde yalnız bırakır mısın hiç?"

                           
            

    HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTIR

     

    UNUTMAYIN BIRGÜN SIZDE ÖLECEKSINIZ.

    EBEDI HAYATA GECECEKSINIZ

    YAPTIKLARINIZIN HESABINI VERECEKSINIZ.

    O ZAMAN RABBINIZE NE DIYECEKSINIZ

    myspace

    SEN iSLAMI ÖYLE BIR YAŞAKI AKILLAR DURSUN.

    SEN ONUN BUNUN DEGIL ALLAHIN KULUSUN.

    SEN ZÜLMETLER IÇINDE PARLAYAN NURSUN.

    S

    ENIN GIBI MÜCAHIDE SELAM OLSUN...

    myspace

    DÜNYA DENEN BU DIYAR

    SANMAKI SÜRER EBEDIYETE KADAR

    SORARSAN EBEDI HAYAT NERELERDE

    SEN INSAN OGLU UYUYORSAN EGER

    BILMELISINKİ FANI DÜNYA GELIR GEÇER

    myspace

    ALİMDEN AL DERSINI ÖGREN TEFSIRI

    AHIRET VARDIR CENNET CEHENNEM

    SEÇIMINI YAP SAKIN GEÇ KALMA

    KUR`AN OLSUN MESALEN UNUTMA...

    myspacemyspace

    ***HAKLARA DUYARLI OLALIM***

    HAKLARA DUYARLI OLALIM 

     

     

     

    Değerli Müminler!

    Toplum halinde yaşamanın insana sağladığı bir takım haklar ve yüklediği sorumluluklar vardır. Bu haklara saygı göstermek ve sorumlulukları yerine getirmek herkesin ortak görevidir. Hak denilince de korunması, gözetilmesi gereken değerler, kişi ve kamu hakları akla gelmektedir. Bu haklara riayet edildiği ve sorumluluklar yerine getirildiği oranda toplumda huzur ve mutluluk olur. Nitekim günümüzdeki huzursuzlukların, kavga ve cinayetlerin, hatta savaşların, haklara saygı gösterilmemesinden kaynaklandığı bilinen bir gerçektir. Bunun için Yüce dinimiz İslâm, ırk, cinsiyet ve inanç ayrımı yapmaksızın bütün insanların haklarını kutsal ve dokunulmaz kabul etmiş, bu hakların ihlâline karşı maddî ve manevî birçok müeyyide getirmiştir.

    Kişinin en önde gelen hakkı, yaşama hakkıdır. Bu hakka karşı işlenecek tecavüzler dinimizde büyük günahlardan sayılmıştır.[1] Unutulmamalıdır ki, insanların itibarını sarsıcı, onurunu kırıcı sözler sarf etmek veya aynı anlama gelebilecek benzeri davranışlarda bulunmak da birer kul hakkı ihlalidir. Bu bakımdan Kur'an'ın değişik âyetlerinde iftira, gıybet, dedi-kodu, başkalarının özel hayatlarını ve gizli hallerini araştırmak, kötü lakap takmak, alay etmek gibi her türlü çirkin tavır ve davranışlar yasaklanmıştır.[2]

    Yüce Rabbimiz; ”Birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin”[3] buyurarak, insanların ölçü ve tartıda hile, hırsızlık, emanete hıyanet, rüşvet gibi gayr-i meşru yollarla birbirlerinin mallarını yemelerini, haklarını gasbetmelerini yasaklamıştır.

    Muhterem Kardeşlerim!

    Kul hakkı ihlâline sebep olan ve İslâm’ın yasakladığı pek çok olumsuz davranış vardır: Cana kıymak, zina etmek, insanların namus ve şereflerine leke sürmek, aldatmak, hile yapmak, borcunu zamanında ödememek, yetim hakkı yemek, sövmek, dövmek, yaralamak, çalmak gibi tavır ve davranışlar da kul hakkı ihlalidir. Yine havayı, suyu ve toprağı kirletmek, çevreye zehirli atıkları bırakmak, yerlere tükürmek, sigara izmariti, kuru yemiş kabuğu ve benzeri şeyleri yerlere atmak, trafik kurallarına uymamak, yüksek sesle müzik dinleyip komşuları ve çevreyi rahatsız etmek, kirli elbise ve çoraplarla camiye gitmek de birer kul hakkı ihlalidir. Aynı şekilde şahsî çıkarlar uğruna kamunun haklarını ihlal etmek, kamu malını zimmetine geçirmek, kaçak elektrik ve su kullanmak, vergi kaçırmak, görevi kötüye kullanmak, kamu hizmeti verirken insanlar arasında ayırım yapmak, adam kayırmak, rüşvet alıp vermek, gibi her türlü olumsuz tavır ve davranışlar gerçek bir müminin asla yapmaması gereken hak ihlalleridir. Ayrıca, hayvanların da üzerimizde hakları olduğunu ve bu konudaki ihlallerimizden de sorumlu tutulacağımızı unutmayalım.

    Aziz Müminler!

    Dünya hayatımızı perişan etmemek, hiçbir ayrıcalığın söz konusu olmayacağı, haklı ve haksızın mutlaka ortaya çıkarılacağı hesap gününde mahcup olmamak için; kul ve kamu hakları konusunda son derece duyarlı olalım. Herkesin hak ve hukukuna saygı gösterelim. Kul hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmaktan sakınalım. Kul hakkını, hak sahibi bağışlamadıkça Allah’ın bağışlamayacağını bilelim. Sevgili peygamberimizin şu hadisi-i şerifine kulak verelim: Efendimiz buyuruyorlar ki; “Kişi namaz, oruç, zekat gibi ibadetlerini eda etmiş olarak Allah’ın huzuruna gelir. Bununla beraber; kimine sövmüş, kiminin kanını akıtmış, kiminin malını yemiş, kimine de iftira etmiştir. Bu durum karşısında onun ibadetlerinden elde ettiği sevaplar kendisinden alınarak hak sahiplerine dağıtılır. Eğer ibadetleri ve iyilikleri, ihlâl ettiği kul haklarını ödemeye yetmezse, hak sahiplerinin günahlarından alınıp kendisinin günahlarına eklenir. Böylece sevapları gitmiş, günahları artmış, neticede iflas etmiş olarak cehenneme gönderilir.”[4]

    [1] Bk. Nisa, 4/93

    [2] Bk. Hucurât 49/11-12

    [3] Bakara, 2/188

    [4] Müslim, Birr, 59-60

    November 30

    ALLAHIM

    myspace

     

     

    Ne olur Allah’ım !
    Günah işlerken alma canımı..,
    Tevbe ederken al..,
    Veya bir hayır işlerken,senin rızan için..
    Putfile.com - Dedicated Server Upload Video
    Allah’ım !
    İnan zor,çok zor bu savaş..,
    Şeytan zeki,nefsim ahmak,ben yavaş..
    Öyle bir an geliyor ki ,
    Deniz bitti,umut karaya vurdu diyorum..,
    Rahmetin yetişiyor imdada..,oluyor bana yoldaş..
    **
    Putfile.com - Dedicated Server Upload Video

    Ah bir kuvvetlendirebilsem imanımı..,
    Nefs’imi istediğim kalıba bir sokabilsem..
    Yazıkki imanla küfür atbaşı gidiyor..
    Putfile.com - Dedicated Server Upload Video
    Finiş çizgisine çok kalmadı biliyorum..
    İpi göğüslediğimde,
    İman olsun o göğsün içinde..


    Putfile.com - Dedicated Server Upload Video

    Ne olur Allah’ım !

    Kafir olarak alma beni huzuruna..,
    Yak gerekirse şu günahkar bedenimi..
    Yıllarca cehenneminde..,
    Ama son nefeste imanla al canımı,ne olur Allah’ım !..
    Putfile.com - Dedicated Server Upload Video
    Merhamet et şu günahkar kuluna,
    Canım feda kitabının ,Habibinin yoluna..
    Biliyorum günahkarım,isyankarım ben ama,
    Rahmetinin büyüklüğü umudum,
    Beni nefs’imin ve şeytanın eline bırakma Allah’ım !..

    myspacemyspace

    BİR MÜSLÜMANIN BİLMESİ GEREKEN DİNİ SUALLER.

    1. Müslümanmısın?
        Elhamdülillah Müslümanım.
     2. Müslümanım demenin manası nedir?

        Allah'ı bir bilmek, Kur'an-ı Kerim'i ve Muhammed Aleyhisselam'ı tasdik etmektir.
     3. Ne zamandan beri Müslümansın?

        "Bela" dediğimiz zamandan beri Müslümanım.
     4. "Bela" zamanı neye derler?

        Misak'a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben:
        "Elestü birabbiküm" yani (Ben sizin rabbiniz değil miyim ?) diye sordu.
        Onlar da: "Bela" (Evet Rabbimizsin) dediler. O zamandan beri Müslümanım demektir.
     5. Rabbin kimdir?

        Allah
     
    6. Seni kim yarattı?

        Allah
     7. Sen kimin kulusun ?

        Allah'ın kuluyum.
     8. Allah kaçtır diyenlere ne dersin?

        Allah birdir derim.
     9. Allah'ın bir olduğuna delilin nedir?

        Sure-i İhlas'ın ilk ayeti kerimesidir.
    10. Bunun manası nedir?

        Sen söyleki ey Habibim Allah birdir..
    11. Allah'ın varlığına akli delilin nedir?

        Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır.
    12. Allah'ın zatı hakkında düşünce caiz midir?

       Caiz değildir. Çünkü akıl Allah'ın zatını anlamaktan acizdir. Allah'ın ancak sıfatı hakkında düşünülür.
    13. Nereden geldin, nereye gideceksin?
        Allah'dan geldim, Allah'a gideceğim
    14.Niçin geldin?

        Allah'a kulluk için
    15. İman-ı yeis nedir?

        Firavun gibi ölürken iman etmektir.
    16. Bu iman muteber midir?

        Değildir.
    17. Tevbei yeis nedir?

       İmanı ve ameli olan kimsenin ölürken günahlarından tevbe etmesidir.
    18. Bu tevbe muteber midir?

       Muteberdir.
    19. Dinin hangi dindir?
        İslam dinidir.
    20. Kitabın hangi kitaptır?

        Kur'an'dır.
    21. Kıblen neresidir?

       Kabe-i Muazzamadır.
    22. Kimin zürriyetindensin?

        Adem Aleyhisselam'ın zürriyetindenim.
    23. Kimin milletindensin?

        İbrahim Aleyhisselam'ın milletindenim.
    24. Kimin ümmetindensin?

        Muhammed Aleyhisselamın.
    25. Peygamberimiz nerede doğdu ve şimdi nerede bulunuyor?

       Mekke'de doğdu. Elli yaşından sonra Medine'ye hicret etti. Şimdi Medine'de "Ravza-i Mütaharra"sındadır.
    26. Peygamberimizin kaç adı vardır?

       Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.
    27. Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir?

       Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem'dir.
    28. Peygamberimizin babasının adı nedir?

       Abdullah'tır.
    29. Annesinin adı nedir?

       Amine'dir.
    30. Süt annesinin adı nedir?

       Şifa Hatun'dur.
    31. Dedesinin adı nedir?

       Abdülmüttaliptir.
    32. Peygamberimiz kaç yaşında iken kendisine fiilen peygamberlik geldi?

        40 yaşında.
    33. Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı?

        23 sene peygamberlik yaptı.
    34. Peygamberimiz nerede doğdu?

        Mekke-i Mükerreme'de.
    35. Hangi tarihte doğdu?

        571 tarihinde
    36. Hangi tarihte nereye hicret etti?

       622 tarihinde Medine'ye hicret etti.
    37. Fani hayatı hangi yılda kaç yaşında sona erdi?

        632 yılında, 63 yaşında sona erdi.
    38. Peygamberimizin kaç kızı vardı?

       Dört kızı vardı. 1) Zeynep 2) Rukiyye 3) Ümmü Gülsüm 4) Fatıma (r.a.)'dir.
    39. Peygamberimizin kaç oğlu doğdu?

        Üç oğlu oldu. 1) Kasım 2) Abdullah (Diğer adı Tayyip) 3) İbrahim (r.a) hazretleridir.
    40. Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayarmısın?

        1) Hazret-i Hadice 2)Hazret-i Sevde 3) Hazret-i Aişe 4) Hz. Hafsa 5) Hz. Zeynep b.Huzeyme 6) Hz. Ümmi Seleme 7) Hz. Zeynep binti Cahş 8) Hz. Cuveyriye 9) Hz. Ümmü Habibe 10) Hz. Safiyye 11) Hz. Meymune 12) Hazreti Mariye, (r.a)
    41. Peygamberimizin hanımları bizim neyimiz olur?

        Onlar bütün müminlerin annesidir.
    42. Peygamberimizin ilk hanımı kimdir?

       Hz.Hatice (r.a.) validemizdir. Efendimizden 15 yaş büyük olup 25 sene beraber hayat sürmüştür.
    43. Peygamberimizin son hanımı kimdir?

        Hz. Aişe (r.a.) validemizdir.
    44. Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazılarını sayarımsınız?

        Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam'ı yaymaktır.
    45. Peygamberimizin en son vefat eden eşi kimdir?

        Hz. Aişe (r.a)'dır.
    46. Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi kimdir?

        Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem'dir.
    47. Peygamber Efendimizin kaç torunu vardır?

    İ    ki torunu vardır :1) Hasan 2) Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.
    48. Bunlar kimin çocuklarıdır?

       Hz. Ali ve Hz. Fatıma (r.a.)'nındır.
    49. Allah'ın emrettiği şeylerin en önemlisi nedir?

       Tevhid'dir.
    50. Tevhid nedir?

       Allah'ı bir bilmek, yalnız ona kulluk etmektir.
    51. Allah'ın yasakladığı en büyük günah nedir?

       Şirk'tir.
    52. Şirk nedir?

       Allah'a ortak koşmak, ondan başka Allah olduğunu söylemek.
    53. Peygamber kime denir?

       Ahkam-i ilahiyeyi insanlara tebliğ içinAllah'ın vazifelendirdiği zata denir.
    54. Allah, peygamberleri niçin gönderdi?

        Şirkten korumak, tevhide çağırmak için
    55. Allah tarafından mahlukata gönderilen peygamberlerin sayısı kaçtır?

       Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bin.
    56. En büyük peygamberler kaçtır?

        5 dir. Hz.Muhammed (a.s.), Hz.Nuh (a.s.), Hz.İbrahim (a.s.), Hz.Musa (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) dır.
    57. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberlerin sayısı kaçtır?

       Yirmisekiz.
    58. İsimlerini sayarmısınız?

       Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyup, Şuayp, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Zekerriyya, Yahya, İsa, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn ve Hazret-i Muhammed Mustafa Salavatullahi ala nebiyyina ve aleyhim ecmaiyn hazeratıdır. Üzeytr, Lokman ve Zülkarneyn (aleyhimüsselam) hazretlerine bazıları velidir, demişlerdir.
    59. Peygamberimiz bir millete mi yoksa bütün insanlığa mı gönderildi?

        Bütün insanlığa gönderildi.
    60. Resul nedir?

        Müstakil bir şeriat getiren veya evvelki peygamberinşeriatına yeni hükümler ilave eden peygamberdir.
    61. Nebi nedir?
        Kendisinden önce veeya zamanındaki resulun şeriatına tabi olan peygamberdir. Her resul aynı zamanda nebidir, fakat her nebi resul değildir.Her resul aynı zamanda nebidir. Fakat her nebi resul değildir. Her ikisine peygamber denir.
    62. İlk nebi kimdir?

        Adam (a.s.) dır.
    63. İlk resul kimdir?

        Nuh (a.s.) dır.
    64.İnsanlar öldükten sonra ne olacaklar?

        Dirilecekler
    65. Dirildikten sonra ne olacaklar?

        Dünyada yaptıklarının mükafatını veya cezasını görecekler.
    66. Öldükten sonra dirilmeyi yalanlayan kimse ne olur?

        Dinden çıkar, kâfir olur.
    67. Melek nedir?

        Allah'ın nurdan yarattığı ve istedikleri şekle girebilen, daima ibadet eden günahsız varlıklardır.
    68. Dört büyük melek hangileridir?

        Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail (A.S.)
    69. Meleklerin görevleri nelerdir?

        Allah'a hamd etmek, O'nu tesbih etmek, O'nu zikr etmek. O, ne emrediyorsa onu yapmaktır.
        Bazı meleklerin özel görevleri vardır.
    70. Cebrail'in görevi nedir?

        Peygamberlere vahiy ve kitap getirir.
    71. Mikail'in görevi nedir?

        Tabiat olayları, rızık taksimatıyla görevlidir.
    72. İsrafil'in görevi nedir?

        Kıyamette Sur'a üflemek
    73. Azrail'in görevi nedir?

        Allah'ın emriyle can almak 
    74. Dört büyük kitap hangileridir ve hangi peygamberlere inmiştir?

        Tevrat Musa (A.S.), Zebur Davud (A.S.), İncil İsa (A.S.), Kur'an-Kerim Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine inmiştir.
    75. Suhuf ne demektir, kaç tanedir ve kimlere verilmiştir?

        Cenab-ı Hakk'ın, dört kitaptan başka Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bazı peygamberlere gönderdiği sahifelere suhuf denir. Adem (A.S.) 10, Şit (A.S.) 50, İdris (A.S.) 30, İbrahim (A.S.) ise 10 suhuf verilmiştir.
    76. Mezhep kaçtır?

        İkidir.
    77. Nelerdir?

        İtikatta mezhep, amelde mezhep.
    78. İtikattaki mezhep imamları kaçtır ve kimlerdir?

        İkidir. İmam Ebu Mansur Muhammed Matüridi ve İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir.
    79. Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir?

        Dörttür. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir.
    80. İtikatta mezhebin nedir?

        Ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir.
    81. Amelde mezhebin nedir?

        Hanefi mezhebidir.
    82. Bizim itikattaki mezhebimizin imamı kimdir?

        Ebu Mansur Muhammed Matüridi Hazretleridir.
    83. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olanların itikatta imamları kimdir?

        Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir.
    84. İmam Ebu Muhammed Matüridi nerelidir, ne zaman vefat etmiştir?

        Semerkand'ın Maturid köyündendir. Türktür. Hicri (333) tarihinde vefat etmiştir.
    85. İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleri nerelidir? Ne zaman vefat etmiştir?

        Basra'lı olup Hicri (324) tarihinde vefat etmiştir.
    86. Namazın kazaya kalmasının meşru sebepleri kaçtır, sayarmısınız?

        Üçtür. A) Uyku B) Muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak C) Unutmak.
    87. Kaç tane kandil vardır,
    nelerdir?
        Beş tane kandil vardır.
       
    Mevlid Kandili :
    Peygamberimizin dünyaya geldiği gecedir.
       
    Regaib Kandili :
    Hz. Amine'nin Peygamberimize hamile olduğunu anladığı gecedir.
       
    Mirac Kandili :
    Peygamberimizin, ilahi saltanatı seyretmek üzere Allah'ın daveti ve gücü ile bir mucize olarak göklere ve daha nice alemlere seyahat ettiği gecedir.
       
    Berat Kandili :
    Kur'an-ı Kerim'in levh-i mahfuzdan sema-i dünyaya indirildiği, insanların bir senelik hayat ve rızıklarının gözden geçirildiği, müslümanların af ve lütuflara nail olduğu gecedir.
       
    Kadir Gecesi :
    Kur'an-ı Kerim'in dünya semasındanPeygamberimize indirilmeye başladığı gecedir.
    88. Kabir suali kime sorulmaz?

        Peygamberlere, çocuklara ve delilere
    89. Din nedir?

        Akıl sahibi insanları kendi istek ve arzularıyla sırf hayır ve saadete ulaştıran, ilahi bir kanundur.
    90. İslam nedir?
        Peygamber Efendimizin tebliğ buyurduğu hükümleri kalb ile tasdik, dil ile ikrar edip, onları bütün hayatında yaşamaktır.

     

    HAZIRLAYAN :SERKAN ÖZTÜRK 

    İNSANIN YARADILIŞI

    İnsan bedeni, yeryüzündeki en karmaşık makinadır. Hayatımız boyunca bu bedenle görür, işitir, nefes alır, yürür, koşar ve zevk alırız. Bedenimiz kemikleri, kasları, damarları, iç organları ile mükemmel bir düzen ve tasarıma sahiptir. Bu tasarımın detayına inildiğinde ise daha da şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşılır. Birbirinden farklı gibi görünen vücut parçalarının tamamı aynı malzemelerden oluşmaktadır. Hücrelerden….
      

    Vücudumuzdaki herşey milimetrenin binde biri büyüklüğündeki hücrelerden oluşur. Bu hücrelerin kimi biraraya gelerek kemikleri, kimi sinirleri, kimi karaciğeri, kimi midemizin iç yapısını, kimi derimizi, kimi ise gözümüzün kornea tabakasını oluşturur. Hücreler vücudun hangi parçasını oluşturuyorlarsa bu bölgede ihtiyaç duyulan boyuta ve şekle sahip olurlar.

     

    Bugün sizin bedeninizi oluşturan yaklaşık 100 trilyon hücrenin tamamı, tek bir hücreden çoğalarak meydana gelmişlerdir. Şu an sahip olduğunuz hücrelerle aynı bilgiye sahip olan bu tek hücre de, annenizin yumurta hücresi ile babanızın sperm hücresinin birleşimiyle ortaya çıkmıştır.

     

    Allah, Kuran'da insanlara, kimi zaman göklerdeki ve yerdeki, kimi zaman da canlılardaki yaratılış mucizelerini, Kendi varlığının delilleri olarak örnek gösterir. Bu delillerin en önemlilerinden biri de, sözünü ettiğimiz konu, bir diğer ifadeyle insanın kendi yaratılışındaki mucizelerdir.  

    Birçok ayette insanın, ibret almak için, bizzat kendi yaratılışına dönüp bakması öğütlenir. İnsanın nasıl var olduğu, var olurken hangi aşamalardan geçtiği detaylı olarak tarif edilir. Vakıa Suresi'ndeki ayetlerde, insanın yaratılışı şöyle anlatılmaktadır:

     "Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecekmisiniz?    Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz?" (Vakıa Suresi, 57-59)

      İnsan bedenini oluşturan 60-70 kiloluk et ve kemik kütlesinin özü başlangıçta bir damla suda toplanmıştır. Akıl sahibi, duyan, gören, işiten ve vücut yapısı olarak oldukça karmaşık bir yapıda olan insanın bir damla sudan meydana gelmesi şüphesiz ki olağanüstü bir gelişimin sonucudur. Bu gelişim ise, elbette başıboş bir sürecin, rastgele oluşan tesadüflerin değil, ancak bilinçli bir Yaratılışın sonucunda gerçekleşmektedir.

    "Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir alak (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir." (Müminun Suresi, 12-14)

     TEK DAMLADAN YARATILIŞ

    Anne rahmindeki büyüme süreci 9 ay boyunca kusursuzca devam eder. İlk başta tek bir su damlası olarak buraya girmiş olan cenin, giderek tam bir insana dönüşür.

    Eğer bu dönüşüm içinde en ufak bir uyumsuzluk olsa, cenin kaçınılmaz şekilde can verebilir. Örneğin eğer beyin, kafatası kemiklerinden daha hızlı büyüse, ceninin beyni sıkışacak ve zarar görecektir. Aynı durum kemik-doku uyumu, gözler, akciğerler, kalp gibi diğer pek çok organ ve bunları çevreleyen kemikler için de geçerlidir. Organların uyumlu gelişimi de çok önemlidir. Eğer dolaşım sistemi oluşurken böbrekler geç kalsa, kan temizlenemeyecek ve vücut zehirlenecektir.

    Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmez ve dünyaya gözlerini açacak olan genç insan, bir aşamadan bir başka aşamaya kusursuzca geçirilerek yaratılır. Önce sadece tek bir damla su iken onu yaratıp düzgün bir insan kılan tek kudret ise, Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır.

    Allah, insanı nasıl yarattığını Kuran'da şöyle anlatmaktadır:"İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi.' Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı. (Öyleyse Allah,) Ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir?" (Kıyamet Suresi, 36-40)

       Kuşkusuz bu gerçek karşısında insana düşen, kendisini bir damla sudan yaratarak, gören, işiten, düşünen bir insan kılan Rabbine daima şükredici olmaktır. Nitekim Kuran'da insana bu gerçek şöyle hatırlatılır:

     "Sizi inşa eden, size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?" (Mülk Suresi, 23)

     KEMİKLERİN KASLA SARILMASI

    Çok yakın bir zamana kadar kemiklerle kasların birlikte ortaya çıkarak geliştikleri sanılıyordu. Ancak yapılan son araştırmalar çok farklı ve insanların hiç farkında olmadıkları bir gerçeği ortaya koydu. Embriyodaki kıkırdak doku önce kemikleşmekte, daha sonra kas hücreleri kemiklerin etrafındaki dokulardan seçilerek biraraya gelerek sarmaktaydı.

    Oysa bilimin daha yeni keşfettiği bu gerçek, Allah tarafından Kuran'da 1400 sene önce insanlara bildirilmişti.

     "Sonra o su damlasını bir alak (hücre topluluğu) olarak yarattık; ardından o alak'ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. "(Müminun Suresi, 14)

     Ayette 1400 yıl önce haber verilmiş olan bu bilimsel gerçek, "Developing Human" (Gelişen İnsan) adlı bilimsel bir yayında şöyle tarif edilmektedir: 6. haftada kıkırdaklaşmanın devamı olarak ilk kemikleşme köprücük kemiğinde ortaya çıkar. 7. hafta sonunda uzun kemiklerde de kemikleşme başlamıştır. Kemikler oluşmaya devam ederken kas hücreleri kemiği çevreleyen dokudan seçilerek kas kitlesini meydana getirirler. Kas dokusu bu şekilde kemiğin etrafında ön ve arka kas gruplarına ayrışır.

    Kısacası insanın Kuran'da tarif edilen oluşum aşamaları, modern embriyolojinin bulgularıyla tam bir uyum içindedir. Alemlerin Rabbi olan Allah bu gerçeği yüzyıllar öncesinden insanlara bildirmiştir. 

    **AHIRET HAVA YOLLARI**

    **AHIRET HAVA YOLLARI**

    Image Hosted by ImageShack.us

    6666 SEFER SAYILI DÜNYA AHiRET UÇAGI UÇUS PROGRAMI
    KAPTAN PILOT:.......Azrail
    HAREKET YERI:......Dünya
    HAREKET SAATI:....Ecel vakti
    MOLA YERI:.............Kabir
    VARIS NOKTASI:.....Cennet veya cehennem


    YOLCUNUN KIMLIGI:
    ISMI:...........................Insan
    GÖREVI:....................Kulluk
    MENSEI(Maddesi):.....Toprak


    BAGAJ:
    1) Bes metre kumas
    2) Salih amel
    3) Salih bir çocugun duvasi
    4) Faydali ilim

    NOT:
    Katiyen baska bir seyin tasinmasina müsaade edilmez.

    REZERVASYONLAR:
    Biletiniz kesinlikle iptal edilmez,ancak sadaka ile tehir edilebilir.


    MUTLU BIR YOLCULUGUN SARTLARI:
    Yolculuk öncesi seyahatinizin selameti için kur`ani kerim ve hadis-i seriflerdeki talimatlara uyulmasi önemle rica olunur.


    MESAJ:
    Allah ve rasulune itaat,Ölümü sürekli hatirlama,Ahirette yanliz cennet ve cehennem var oldugunun bilinmesi,Ana ve babaya iyilik yapilmasi,Yemenin içmenin ve giyinmenin her hususta helal olmasi.

    UYARI:
    Pasaportunuz(amel defteriniz) kontrol edilecektir.Kontrol icab ettiginde video kaseti ile agizlar bagli ellerin konusmasi ve ayaklarin sahitligi ile karsilastirma yapilir. Vizeler zamaninda yaptirilmasi (namaz,oruç,zekat,vs) insallah cennet ve cemal-i ilah-iye ulasilir.Pasaportla ilgili su sorularin cevaplarini simdiden düsünelim.
    1. Ömrünü nerede tükettin?
    2. Gençligini nerede çürüttün?
    3. Malini nereden kazandin?
    4. Malini nerede harcadin?
    5. Allah yolunda ne yaptin?
    NOT:
    Daha genis bilgi isteyen sayin yolcularin Allah (c.c)`in kitabi
    Rasülullahin hadis´i serifine bas vurmalari rica olunur.

    Allah celle ve celaluhu bu uçak yolculugunda rahat ettirerek cennet´i ala´ya ulasmaya nasip etsin.

    (AMIN)
    November 15

    Yitik sevdamın örtülü çiçeklerine...

    BAŞÖRTÜSÜ BELGESELİ

       

     

    YİTİK SEVDAMIN ÖRTÜLÜ ÇİÇEKLERİNE
     
    Öfkemin asırlardır kapanmayan yarasına
    Kursun sıkıyorlar yine şüheda!
    Ülkemde örtülerim çekiliyor başımdan,
    Başörtülülerle boğuluyorum her gece
    İlmik ilmik boğazıma düğümleniyor hıçkırığım,
    Haykırmak istesem de sesim çıkmıyor,
    Ceylanlarım bu yüzden boğazlanıyor,
    Hafakanlar ortasında kaldım,
    Biçareyim şüheda!..

    Bugün yine zulüm yağıyor,
    Akan gözyaşlarım üstüne,
    Birileri başörtümü istiyor şüheda!
    Diyet olsun diye Hayber’e,
    Birileri ölüm istiyor şüheda!..
    Yitik sevdamı yok etmek için,
    Darağaçlarında...

    Bak bir Zeynep çıkmış şüheda!..
    "ONURUMDUR ÇİĞNETMEM!" diyor...
    Birilerinin dili dışarıda,
    Kahpece saldırıyor...
    Bir Sümeyye çıkıyor
    Her fırsatta karşılarına...
    Ve direnisin sancağı,
    Başörtümüz oluyor!...
    - Dalgalandıranlara selam olsun!...-

    Öfkemin yarasına intikamlar yağıyor şüheda!..
    Beyazıt Meydanı’na yakılan,
    İsyan ateşi bile içimi ısıtmıyor!...
    Buz kesildim utancımdan şüheda!...
    Kan-ter içinde kaldım, titriyorum;
    Öfkelerin ayazında...

    Bak bir Aişe çıkıyor şüheda!...
    "ŞEREFiMDiR ÇİĞNETMEM!" diyor!..
    Birileri hayasızca,
    Peruk teklif ediyor...
    Bir Zehra direnişi çıkıyor,
    Kahpe teklifin karşısına!..
    Ve direnisin sancağı,
    Başörtümüz oluyor!..
    - Koruyanlara selam olsun!..

    Beynimin dehlizlerine,
    Bakışların düştü yine şüheda!..
    Gelmek istesem tel örgüler bırakmıyor,
    Uykularım bölünüyor bin berzah ötesinde...
    Keşke diyorum, keşke...
    Ama yok, yok iste...
    Arasat'ta kalmış gibiyim,
    Biçareyim şüheda!..
    İntizarın düşüyor gönlümün vuslatlarına,
    Kelepçeli ellerimi semaya kaldırarak,
    Yitik sevdamın örtülü çiçeklerine
    Adıyorum dualarımı!..
    -Selam olsun sizlere, selam olsun!...

     

    Kıyamet günü yaklaşarak gelmektedir.

    Glitters

    Ölüm gitgide yaklaşıyor. İster genç olun ister yaşlı, geçen her gün, hatta her dakika ölüme biraz daha yaklaşıyorsunuz. Zamana karşı koyamıyor ve ölümün yaklaşmasına bir türlü engel olamıyorsunuz. Almakta olduğunuz önlemlerin hiçbiri sizi ve çevrenizdekileri "geçici" olmaktan alıkoyamıyor. Dünyadaki herşey gibi siz de yaşamınızı sona erdirecek güne doğru ilerliyorsunuz.

    Ancak dünyada ölümlü olan yalnız insan değildir. Diğer tüm canlılar, yeryüzü, hatta tüm evren de ölümlüdür, yok olacakları bir gün belirlenmiştir. İşte o gün "son gün"dür. O günden sonra dünya hayatı son bulacaktır. Yokoluş günü yalnızca dehşetin yaşandığı, boyutları hiçbir insanın tasavvur edemeyeceği kadar korkunç, aynı zamanda görkemli bir "son gün" olacaktır. Yeryüzündeki herşey yerle bir olacak, yıldızlar silinip dökülecek, güneş körelecektir. O vakte kadar dünya üzerinde yaşamış olan tüm insanlar biraraya toplanacaklar ve bu güne şahit olacaklardır. Bu "son gün" inkarcılar için zorlu bir gündür ve kuşkusuz bu günün sahibi alemlerin Rabbi olan Allah'tır.

    Kıyamet yaklaşarak gelmektedir. İnsanların çoğunun inancının aksine, kıyamet hiç de uzak değildir. O gün dünya ile birlikte, dünyaya ait olan herşey de yok olacaktır. Hırslar, istekler, kızgınlıklar, beklentiler, şehvet, düşmanlık ve zevkler sona erecektir. Geleceğe yönelik planların bir anlamı kalmayacaktır. Allah'a döndürüleceğini unutan herkes için, o çok sevdiği, sonsuz hayata tercih ettiği dünyanın, tüm o aldatıcı zenginlikleri, güzellikleri ve meşguliyetleriyle sona erdiği gün gelmiştir. İşte o gün, insanlar Allah'ın varlığına kesin bir biçimde şahit olacak, unutmaya çalıştığı ölüm günü ile karşı karşıya kalacaklardır. Artık Allah'ı ve ahiret yaşamını unutarak geçirdiği bu kısa ömür sona ermiştir ve yeni bir başlangıç kendisini beklemektedir. Bu başlangıç, asla son bulmayacak ve asla inkarcılara mutluluk getirmeyecektir. Bu sonsuz yaşamın ilk anından itibaren azap öylesine şiddetlidir ki, bunu yaşayanlar, azabın yerine "ölümü" ve "yokoluşu" isteyeceklerdir. Bu hayatın başlangıcı kıyamet saatidir. Ve kuşkusuz "kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir".

    Dünya Hayatı Geçicidir ve Ölüm Kesin Bir Gerçektir

    Çocukluğunuzun ilk günlerinden itibaren geleceğinize ilişkin belirli bir hedefe yönelir veya başkaları tarafından yönlendirilirsiniz. Muhtemelen şunlarla karşılaşırsınız: Yaşınız ilerlediğinde artık bir aileniz ve işiniz olmuştur. Daha çok para kazanmak ve daha rahat yaşamak için çaba gösterirsiniz, çocuklarınızı yetiştirir, onların ileride sizden daha iyi bir hayat sürmelerini istersiniz. Haftada bir aile toplantılarına katılır, tatil yapar, işe gider, geri kalan vaktinizi de evde geçirirsiniz. Birkaç aksaklık dışında yaşamınızdaki herşey muntazam devam eder, genelde çok olağanüstü durumlarla da karşılaşmazsınız.

    Yaşamınızdaki herşey sanki daha önceden belirlenmiş gibidir, çevrenizdeki insanların yaşamları da birbirleriyle çok büyük benzerlikler gösterir. Bu benzer senaryolara göre yaşamak için çalışmalı, soyunuzu devam ettirmek için de aile kurmalısınız. Bu düşünceye göre zaten "iyi bir aile ve iyi bir iş" dışında yaşamın başka ne amacı olabilir ki! Bunlar sağlandıktan sonra mutlu bir yaşam hayal edersiniz. Böylece herşey tozpembe olacak ve yaşamın geri kalan kısmını huzurlu geçireceksinizdir.

    Oysa siz bunları düşünürken, bedeninizde ve çevrenizde önemli birtakım değişiklikler olmaktadır. Vücudunuzda farklı işlevlere sahip pek çok hücre görevini tamamlayıp ölmekte ve yaşınız ilerledikçe bunların yenilenmesi daha da yavaşlamaktadır. Bedeniniz yaşlanmakta ve bu yönde sürekli belirtiler, hastalıklar, eksiklikler ortaya çıkmaktadır. Zaman sürekli ilerlemekte ve geri dönüşün imkansızlığı gün geçtikçe daha da açık bir şekilde kendini göstermektedir. Ve siz huzurlu ve rahat geçirmeyi planladığınız "geri kalan ömrünüzde" gitgide ölüme doğru yaklaştığınızın farkındasınızdır. İşte bu nedenle dünya hayatı size beklediğiniz rahatlığı ve huzuru gerçek anlamda asla vermez. O ana kadar sizi pek çok açıdan tatmin ettiğini düşündüğünüz bu yaşamın bir sonu vardır. İşte bu sonun ardından asıl gerçeklerle yüzyüze gelinecektir. O halde dünya hayatında hedeflediğiniz hiçbir şey sizin gerçek amacınız olmamalı. Çünkü dünya hayatı yalnızca geçici bir imtihan yeridir. Kimin güzel davranışlarda bulunduğunun sınandığı yerdir. Allah, bize bu önemli gerçeği şöyle bildirmektedir:

    O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)

    Yaşamın gerçek amacı "iyi bir aile ve iyi bir iş" değildir. Herkesin tek bir yaratılış amacı vardır: Allah'a kul olmak. Dünyada elde edilmiş mal, eş, çocuk, mevki, itibar gibi kazançların hepsi yaşam boyunca büyük bir tutkuyla bağlanılan değerlerdir. Fakat ölümün ilk anından itibaren bu dünyevi kazançlar bir anda tüm değerlerini ve önemlerini yitirirler. Bu herkesin bildiği ama düşünmekten kaçındığı bir gerçektir. Dolayısıyla asıl amaç bu olmamalıdır. O zaman gerçek amacın ve kazancın ne olduğunu çok iyi düşünmek, kavramak gerekir. İşte yaratılmanın asıl amacını Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:

    Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)

    Ancak Allah'a kulluk görevinin tam olarak yerine getirilmesiyle ölümden sonra başlayacak olan ahiret hayatı için güzel bir beklenti söz konusu olabilir. İnsanların büyük bir kesiminin sahip olduğu çarpık bir beklenti vardır. Çoğu insan bu ihtimale inanarak kendini rahatlatmaya çalışır. Oysa bu büyük bir yanılgıdır. Eğer bir insanın ahirete, ölümden sonraki yaşama yönelik bir beklentisi yoksa, o zaman da geriye tek bir ihtimal kalır: Ölümle birlikte sonsuza dek yok olmak! Bu ihtimal ise diğerlerine göre çok daha ürkütücüdür. Allah'a kulluk etmeyi reddeden insanlar bu olasılıktan korktukları ve unutmak istedikleri için kendilerince çeşitli yöntemler geliştirirler. Bu yöntemler ise genelde hep aynıdır: Ölüm konuşulmaz, tartışılmaz, hatırlatılmaz. Halbuki ölüm, yaşanılacağı kesin olan bir gerçektir, ama sanki "yokmuş" gibi davranılır. Toplumun büyük bir kesiminin bu mantığa sahip olması insanda bir rahatlamaya sebep olabilir. Oysa kendisi gibi diğer insanlar da aldanmaktadırlar. İnsanlar ölümü, kıyamet gününü ve ahireti bilmekte ama düşünmemektedirler. Dünya hayatıyla tatmin bulmakta, daha doğrusu tatmin bulmayı istemektedirler. Oysa Allah Kuran'da insanların kaçmakta oldukları ölüm gerçeğiyle mutlaka karşılaşacaklarını bildirmektedir. Ayette şöyle buyrulur:

    De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir. (Cuma Suresi, 8)

    Ölüm yalnızca insanlara mahsus değildir. Geçici olan dünya hayatında, insan gibi "herşey" ölümlüdür. Allah bize, tüm kainatın, içindeki canlılarla birlikte yok olacağı bir günün varlığını, yani "kıyamet gününü" bildirmiştir. Kıyamet günü, imtihanın son bulduğu, nihai gündür. O günün gelişini, yeryüzündeki her insan pek çok belirti ile anlayacak ve kainatın ölümüyle sonuçlanacak olaylar gerçekten de tüyler ürpertici olacaktır. Ve en nihayet dünyadaki tüm insanlar, kıyametin gerçekleştiği gün, kendilerini bekleyen "yeniden dirilişi" kavrayacaktır. Böyle bir günle karşılaşmayı ummayanlar, karşılarındaki bu apaçık gerçeği reddedemeyecekler ve Allah'ın emrine "isteseler de istemeseler de" boyun eğeceklerdir. Allah, tüm evren için büyük bir son hazırlamıştır. İnsanların çoğu her ne kadar inkar etmeye çalışsa da, kıyamet saati belirlenmiş bir vakitte kendilerini beklemektedir.

    Bu hikaye gercek hayatdan alinti

     
    Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us

    HAYIRLISI VER ALLAH’IM

    "Kim Allâh'tan korkarsa, Allâh ona bir çıkış yolu ihsân eder ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allâh'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allâh emrini yerine getirendir. Allâh her şey için ölçü koymuştur." (Talak, 2-3)
    Fatma hanım, sırtına ekin destesini aldı ve düşünceyle ilerlemeye başladı. Birden kayınvâlidesinin sesiyle kendine geldi:
    "-Kız Fatma çabuk buraya gel. Sarı inek doğuruyor, yardım et!.."
    Can havliyle sırtındaki destesini indirdi ve ahıra koştu.
    Aman Yâ Rabbi Hayvan da olsa, ne kadar acı çekiyordu. Fatma hanım, kayınvâlidesiyle birlikte hayvanın doğum yapmasına yardım ediyordu. Kayınvâlidesi:
    "-Bir hayli zor olacak galiba!.." dedi.
    "-Evet zora benziyor. Dana toplu herhâlde." diye mırıldandı Fatma hanım da
    Fatma, hayvan acı çekmesin diye şifâ âyetlerini, ardından bildiği bütün sûreleri okumaya başladı. Kayınvâlidesi:
    "-Deli kız, ineğe de okunur mu?" dedi. Fatma ise:
    "-Ana bak, çok acı çekiyor, yüreğim dayanmıyor." diye cevap verdi, gözyaşlarıyla... Bir saat zorlu bir çabanın ardından, sarı kızın bir tosunu oldu. Sarı kız hemen şefkatle onu yalayıp kokladı.
    Fatma'nın bütün merhameti, sanki gözlerinden yaşlarla ılık ılık akıyordu. Kayınvâlidesi:
    "-Bak, ineğin bile yavrusu oldu. Dört senedir bu kapıdasın, bir torun veremedin kucağımıza!" dedi. Fatma ise:
    "-Allâh hayırlı evlat versin, ana." dedi. Kayınvâlidesi ise:
    "-Hayırlı, hayırsız!.. Bir evlâdın olsun. Bizi ele güne dil ettin ya!.." dedi öfkeyle
    Fatma, ikindi namazından sonra duâ için secdeye vardı ve:
    "Rabbim dört yıldır senden hayırlı evlâd istiyorum. Olmuyor Rabbim! Hep hayırlı istiyorum, ben âciz hâlimle nasıl hayırsız bir evlâtla baş edebilirim. Ben kendimi ıslâh edemezken onu nasıl ıslâh edeyim." diye gözyaşlarıyla yıkanan, salavâtlarla taçlanan duâsını bitirdi.
    * * *
    Dört kez hâmile kalmış, ama hepsini kaybetmişti. Ve ısrarla "hayırlı evlat ver" diye duâ etti, etti. Birkaç ay sonra rüyasında bir ses:
    "-Kızım, hayırlı bir kız evlâdın olacak, adını Hediye koy." dedi. O, yine hep "hayırlısını" istedi. Nihâyet Allâh'ın lutf u keremiyle yavrucuğuna kavuştu. İsmini, Ayşe Hediye koydu.
    Yalnız Ayşe durmadan hasta oluyor, her gece doktora götürüyorlardı. Fatma hanım, geceleri nefes alıyor mu diye sürekli onu dinliyordu. Uyku nedir bilmez oldu. Bir gece yine doktora götürdüler. Doktor:
    "-Kızım, sen bu çocuğa köyün zor imkânlarında bakamazsın, bünyesi çok zayıf ve hassas, ölür! Benim de yıllardır çocuğum olmuyor onu bana ver!" dedi.
    Fatma'yı bu teklif iyice bunalttı ve:
    "-Aslâ!" dedi. Ve çocuğuyla birlikte eve döndüler. O gece, iki rekat hâcet namazı kıldıktan sonra Rabbine yalvardı, duâ etti:
    "-Rabbim, bu evlât hayırlı olacaksa onu bana nasip edip sevindir. Bende büyüsün, bir yetimle evlendirip onu sevindireyim." diye duâ etti. Seccâdesini toplarken:
    "-Veren de O, alan da O, bize sadece duâ düşer." dedi.
    Ayşe, günden güne iyi oluyordu ve gün geçtikçe büyüdü, şirin bir kız oldu. Allah, Fatma hanıma ardı ardına dört evlat daha ihsân etti. O, hep:
    "-Hayırlı olursa nasip et, hayırsızsa ben nasıl onu ıslâh ederim, ben kendimi bile ıslâh edememişken!.." diye duâ etmeye devam etti.
    Ayşe, ilkokulu bitirince Kur'ân Kursuna verdiler. Orada çok başarılıydı. Edebiyle, ahlâkıyla, çalışkanlığıyla kendini sevdirmişti hocalarına. Hocaları hâfızlığa başlatmak için ısrar ediyorlardı. Çünkü hıfzı çok kuvvetliydi. Ayşe ise "ya onun hakkını veremezsem, Rabbimin huzûruna nasıl çıkarım" diye iç hesapları yapıyordu. Ve nasiptir, bu düşünce sebebiyle hıfzına başlamadı.
    16 yaşındaydı, güzelliği ve edebi onu akranlarından ayırıyordu. Yaşı küçüktü, ama çok tâlibi vardı. Bir gün bir genç talip oldu, âilesi oldukça varlıklıydı. Diğer taraftan da fakir, anasız babasız bir genç tâlipti:
    "-Öğretmenlik imtihanlarına girdim. Kazanırsam elimde tek hünerim o Başkaca verecek hiçbir şeyim yok." dedi.
    İki taraf için de zaman istediler. Fatma hanım, kızına:
    "-Ben çok yokluk gördüm, sen görme kızım. Fakir olan çocuk, kendine başkasını bulsun. Seni böyle göz göre göre yokluğa atamam." dedi.
    Karar verildi. Ertesi gün, zengin gencin âilesine haber verilecekti. Fatma hanım, o gece rüyâsında Kâbe'nin duvarlarını sıvıyordu. Fakir genç de sırtında harç taşıyıp, ona yardım ediyordu. Böylece Kâbe'yi sıvayıp bitirdiler. Uzaktan bir ses duydu:
    "-Bir yetimi sevindirmek Kâbe'yi inşâ etmek gibidir. Kızım verdiğin sözü unutma, yetimi sevindir. Allâh onu mübârek kılsın."
    Bu sesi tanımıştı. 16 yıl önce yine rüyâda kendine çocuğunun olacağını müjdeleyen sesti. Uyandı ve rüyâsını kızına anlattı. Ayşe ise:
    "-Anneciğim sen her zaman en hayırlısını istersin, Rabbimden. Bu apaçık bir rüya!.. Rabbim gönül evlerimizi lutfuyla zengin kılsın." dedi.
    Kur'ân sadâları içinde düğün yapıldı. Her şeyin en sâdesi seçilmişti evi için... Bir takısı yoktu Ayşe'nin, ama gönlü îmân dolu bir hazineye sahip olduğu için Allâh'a duâ ediyordu.
    Unutmayalım biz insanoğlu çok âciziz. Neyin hayır, neyin şer olduğunu bilemiyoruz. Âyet-i kerimede buyurulduğu üzere, bazen: "Hayır ister gibi ısrarla şerri istiyoruz." Onun için Rabbimizden, her zaman her şeyin en hayırlısını isteyelim.
    "Ey Rabbimiz! Bizi Sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de Sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibâdet usûllerimizi göster, tevbemizi kabul et. Zîrâ, tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olan ancak Sen'sin." (Bakara, 128)
    myspacemyspacemyspacemyspacemyspacemyspacemyspace